haberler

Farabi Aktüel 3. Sayısı Kaybolan Değerlerimiz Temasıyla Yakında..

Tam 11 yıl önce soğuk bir 7 Ocak gününde vedalaştık annemle.

Anne ölünce çocukluk bitermiş derler ya, odur budur yaşlanıyoruz gün geçtikçe.

Yine çocuk olduğumuz zamanlarda, annem gün ortasında meradan koparttığı zifin dallarını yüklenmiş, kan ter içinde eve geliyordu. Uzaktan seslenmiştim ona;

“Anneeee…. Ben geldim… İnkaya’da bunaltıcı bir hava vardı. İnekler sıcaktan ve sinekten daha fazla duramadı, karınları da iyice doymuştu, getirdim, ahıra bağladım onları. Buzağı fazla otlamadı, hasta mı nedir anlamadım? Sadece budadığım gürgen yapraklarından yedi. Akşam serininde, bu sefer meraya çıkarırım … Gerçi merada da ot kalmamış sanki.”

Annem elleri belinde, beni dinledi; “ aferin benim oğluma, sen inekleri doyurdun ya, ben de sana şimdi, “bileki”de pişen sıcak mısır ekmeğinden, tereyağlı bir “zumur” yaparım yersin.” dedi.

Annemden aferin aldıktan sonra; “çabuk ol anne, Nuri dedem bugün yok. Namaz dualarını okutmasını beklemeden, top oynamaya gitmem lazım. Vakit yetmiyor ya… Beşte haftaym, onda biter maç tam iki saat sürer. Acele et biraz gitmem lazım.”

Top oynamaya nasıl gittim, Nuri dedemi nasıl atlattım, maç kaç kaç bitti, kavga ettik mi bilmiyorum. Ayağımdaki kara lastikler yırtılmasın diye, yalın ayak nasıl koştum, üstümüz başımız çimen yeşili kirden, toz toprak oldu mu bilmiyorum.

Arkama döndüm, ne göreyim. “Hartama”dan çatılı, kesme taştan köşeli mezere evimiz yerinde yok. Ahşap kapısı, odundan eşiği yok. Evin içine baktım, kara ateş ocaklık yok, ocak zinciri yok, sac yok, sac ayağı yok, "erşin" yok. Mayalamak için zincire asılmış “kursak” yok. Yal yok, yal kazanı yok, baca yok, baca sırığı yok, bakır ibrik, idare lambası yok. Kapı arkasında “gerdel”ler yok, kazma-kürek yok, çayır tırpanı yok.

En önemlisi “badama” yok, “fırzihte” yok, yer döşekleri yok, küçücük ahşap pencerelerimiz yok.

Yok, yok, yok..

Tekrar dışarı çıktım, annem yok, annemin getirdiği zifin çalıları yok, dedemin paslı çivilerle çaktığı “firahti”yok.

Olduğum yerde durdum, yüzümdeki ıslaklığı elimin tersi ile sildim, başım yanda kendi kendime baktım, derinden derine süzdüm. Karşımda yaşını başını almış, darmadağınık sevimsiz, huysuz bir adam… O küçük İrfan yok.

Kafamdaki zonklamaları, etrafımdaki olur-olmaz sesleri, bağırmaları, dürtmeleri, dokunmaları duymadım bile…

Gülümsedim mi, ağladım mı bilmiyorum.

Hatırladığım, ağzımdan fısıltı şeklinde çıkan ses oldu;

“Oy benim çocukluğum...”

İrfan Elbir


31 Mart 2023